Kişinin Rızası Olmadan Telefon Numarasını Paylaşma Eylemi “Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme” Suçunu Oluşturur
Yargıtay’ın bir kimsenin rızası olmadan telefon numarasını yayma, başka bir kimse ile telefon numarasını paylaşma ile vermiş olduğu bir ilamı bu yazımızda incelenecektir. Bu kararda Yargıtay, bir kişinin cep telefonu numarasının, o kişinin rızası olmaksızın üçüncü bir kişiye verilmesini ve bu numaranın üçüncü kişi tarafından ele geçirilmesini, rıza olmadan telefon numarasını paylaşma eylemini Türk Ceza Kanunu’nun 136/1. maddesi kapsamında suç olarak kabul etmiştir.

Yargıtay; T.C. kimlik numarası, ad-soyad, adres gibi bilgilerin yanı sıra telefon numarası, e-posta adresi, kan grubu ve parmak izi gibi kişiyi toplumdaki diğer bireylerden ayıran her türlü bilginin “kişisel veri” olduğunu vurgulamıştır. Bilginin herkes tarafından biliniyor olması veya kolayca ulaşılabilir olması, o bilginin kişisel veri olma niteliğini değiştirmez.
TCK 136. maddesindeki suçun oluşabilmesi için verinin kaydedilmiş halde bulunması gerekir. Kayıtlı verinin başkasına verilmesi veya ele geçirilmesi halinde TCK madde 136’da tanımlanan Verileri Hukuka Aykırı Verme veya Ele Geçirme Suçu, henüz kaydedilmemiş bir bilginin hafızada tutularak başkasına açıklanması halinde ise TCK madde 134’de tanımlanmış olan Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu meydana gelebilir.
Yargıtay’ın kararına konu olayda ise sanığın, eski kız arkadaşının telefon numarasını, onun rızası dışında bir arkadaşına vermesi olayında yerel mahkemece verilen “beraat” kararı Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay, telefon numarasını veren kişinin “yayma”, alan kişinin ise “ele geçirme” suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.
Kişisel verilerin korunması hakkı, sadece devlet kurumlarına karşı değil, bireylerin birbirlerine karşı olan eylemlerinde de korunmaktadır. Bir kimsenin iletişim bilgilerini (telefon, mail vb.) rızası dışında bir başkasına iletmek, hapis cezası yaptırımı öngörülen ciddi bir suç teşkil etmektedir.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Somut uyuşmazlıklarda hak kaybına uğramamak için bir avukattan destek alınması tavsiye edilir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 07.07.2014 tarihli 2014/607 Esas 2014/16665 Karar sayılı ilamının tam metni:
Suç : Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK’nın 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir. Herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmekte ise de, anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, maddenin uygulamasında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.
TCK’nın 136/1. maddesinin, “Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.” şeklindeki gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin, “verildiği”, “yayıldığı” veya “ele geçirildiği”nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin kaydedilmiş halde bulunması, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir. Kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK’nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, sanık K1 ‘un, ayrıldığı kız arkadaşı olan şikayetçinin, kendisinde kayıtlı olan kişisel veri niteliğindeki telefon numarasını, şikayetçinin rızası dışında diğer sanık K2 ‘a verdiği olayda; şikayetçinin telefon numarasını hukuka aykırı olarak yayan sanık K1 ile telefon numarasını hukuka aykırı olarak ele geçiren sanık K2 ‘un eyleminin, TCK’nın 136/1. maddesine uyan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, ayrı ayrı mahkumiyetleri yerine, “telefon numarası vermek şeklinde gerçekleşen eylemin kişisel verilerin ele geçirilmesi ve yayılması olarak değerlendirilemeyeceği” biçimindeki isabetsiz gerekçeyle beraatlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.




