İş Mahkemeleri Kanunu, iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargı usulünü düzenlemektedir. İş hukukundan kaynaklı uyuşmazlıklar hakkındaki davalar esas olarak iş mahkemelerinde görülmektedir. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde ise o yerdeki asliye hukuk mahkemelerinde iş hukuku kapsam ve alanına giren davalar görülmektedir.
Yargıtay nezdinde ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bireysel ve toplu iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkları, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise sosyal güvenlik hukuku ile iş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat davalarını temyizen incelemekle görevlidir.
Hangi Davalarda İş Mahkemeleri Görevlidir?
İş mahkemelerinin görev alanı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesinde düzenlenmektedir. Bu bağlamda iş mahkemeleri, gazeteciler, gemiadamları, hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki iş (hizmet) ilişkisi nedeniyle akdedilen sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarını incelemekle görevlidir. Bunun yanında SGK veya Türkiye İş Kurumunu taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda da iş mahkemeleri görevlidir.
Bunların yanında diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olarak belirlendiği davalar da iş mahkemelerinde görülmektedir. Örneğin Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 79. maddesi gereğince anılan kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda da iş mahkemeleri görevlidir.
Görevli mahkemelerin belirlenmesi kamu düzenine ilişkin olup bir dava ikame edildiğinde görevli mahkemede açılıp açılmadığı mahkemelerce resen dikkate alınmalıdır. Taraflar da davanın her aşamasında görev itirazında bulunabileceklerdir.
İş Davaları Nerede Açılmalıdır?
İş Mahkemeleri Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunundan ayrılarak iş ilişkisinden kaynaklanan davalarda yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin özel düzenlemeler barındırmaktadır. İş Mahkemeleri Kanunu gereği iş ilişkisinden doğan davalar, iş verenin merkez yerleşim yerinde veya işin yapıldığı yerdeki iş mahkemelerinde açılabilecektir.
İşçiler davalarını açacaklarını mahkemeye dair seçimlik hakka sahiptir. İşçiler, davayı isterse davalı işverenin merkez yerleşim yerindeki mahkemelerde isterlerse işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesinde açabileceklerdir.
“Dosya içeriğine göre davalı şirket merkezi her ne kadar İstanbul’da ise de işin fiilen yapıldığı yer Ankara’dır. 5521 (şu an 7036) sayılı Kanunun 5. (şu an 6.) maddesine göre işçinin işini yaptığı yer mahkemesinin de yetkili olduğu öngörülmüştür. Buna göre davalı yetkili yer mahkemesinde açılmıştır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 27.09.2004 Tarihli 2004/25457 Esas 2004/20759 Karar sayılı ilamı)
İş kazalarına ilişkin olarak da kanun gereği “İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.”. Yani iş kazasına uğrayan işçi, işverenin yerleşim yerinde dava açabileceği gibi kendi yerleşim yerindeki iş mahkemesinde de tazminat davası açabilecektir. Diğer kuralların yanında, işçinin dava ikame edeceği iş yerinde, alt işveren – asıl işveren ilişkisi var ise yani işverenler birden fazla ise bu işverenlerin herhangi birinin yerleşim yerinde de dava açılabilecektir.
İş Mahkemeleri Kanunu gereği, kanunda sayılan yetki kurallarına aykırı olarak yapılan yetki sözleşmeleri geçersizdir. İşverenler sözleşme ile kanunda sayılanlar dışında bir yerdeki mahkemeyi yetkili olarak belirleyemeyecektir. Yargıtay yerleşik içtihadı da anılan yöndedir.
Sözü geçen yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olup yetki itirazı davadaki ilk itirazlardan sayılmayacaktır. Taraflar davanın her aşamasında davanın yetkili mahkemede açılmadığını öne sürebilecek, yetki itirazında bulunabileceklerdir. Bunun yanında davanın yetkili mahkemede açılıp açılmadığını da hakim resen incelemek zorundadır.
Arabuluculuk Zorunlu Mudur?
İş Mahkemeleri Kanunu gereği kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesinde dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabuluculuk kurumuna başvurulmuş olması dava şartıdır. Dava açılmasından önce arabuluculuğa başvurmak zorunludur. Arabuluculuk kurumuna başvurulmadan dava açılır ise davanın herhangi bir işlem yapılmadan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilecektir. Ancak iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında arabuluculuk kurumuna başvuru zorunlu değildir.
İş Davalarında Yargılama Usulü Nedir?
İş mahkemelerinde görülen davalarda basit yargılama usulü uygulanmaktadır. Basit yargılama usulü Hukuk Muhakemeleri Kanununun 316 – 322. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İş mahkemelerinde açılan davalarda çoğunlukla tek bir talep değil, birden fazla işçilik alacağı talep edilmektedir. Kanun gereği bu tip davalar davaların yığılması, objektif dava birleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle işçilik alacaklarına ilişkin her talep ayrı ayrı değerlendirilecek, her işçilik alacağı türüne ilişkin ispat koşulları ayrı olarak incelenecek, her talep hakkında ayrı bir hüküm kurulacaktır.
İş Mahkemesi Kararına Nasıl İtiraz Edilir?
İş mahkemelerinin kararlarına itiraz etmek için istinaf (bölge adliye) mahkemelerine gönderilmek üzere kararı veren mahkemeye dilekçe ile başvurulmalı ve ilgili başvuru harçları mahkeme veznesine ödenmelidir. İş mahkemesinin dava hakkındaki gerekçeli kararının taraflara tebliğ edilmesi ile istinaf süresi başlamaktadır. Gerekçeli kararın kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ilgili taraf istinaf yoluna başvurmalıdır.
İş mahkemelerince işçilik alacakları hakkında verilen karar istinaf kesinlik sınırı altında kalmıyor ise istinaf yoluna başvurulabilecektir. İş mahkemelerinde görülen manevi tazminat davalarındaki kararlar hakkında miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilecektir. Bununla birlikte mevzuatta iş mahkemelerinin malvarlığı ile ilgili olmayan her türlü kararına karşı da istinaf yolu açık tutulmuştur.
İstinaf yoluna başvuru dilekçesinin alanında uzman bir avukat tarafından yazılması önem arz etmektedir. Çünkü bölge adliye mahkemelerince, yalnızca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmaktadır. Bölge adliye mahkemelerince, resen göz önünde tutulacak kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında, taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamayacaktır.
İstinaf mahkemelerinin işçilik alacağı ile ilgili kararlarına karşı kesinlik sınırı üzerindeyse temyiz yoluna başvurulabilecektir. Ancak kesinlik sınırına tabi olmaksızın temyiz edilebilecek kararlar kanunla belirlenmiştir. Örneğin belirli süreli iş sözleşmelerinin derhal feshine ilişkin istinaf kararlarına karşı kesinlik sınırı olmaksızın temyiz yoluna başvurulabilecektir.
İş Davası İstinaf Kesinlik Sınırı Nasıl Belirlenir?
İş mahkemelerince işçilik alacakları hakkında verilen karar istinaf kesinlik sınırı altında kalmıyor ise istinaf yoluna başvurulabilecektir. İş davası istinaf kesinlik sınırı tespit edilirken işçilik alacakları hakkındaki talepler ayrı ayrı değerlendirilmeyecek, işçilik alacaklarının toplam miktarı üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Anayasa Mahkemesinin 2023/182 Esas 2024/203 Karar sayılı 04.12.2024 tarihli kararı gereği istinaf kesinlik sınırı, dava açıldığı tarihteki istinaf kesinlik sınırı üzerinden incelenecektir. Mahkemenin kararı hakkında, dava açıldığı yıldaki istinaf kesinlik sınırına bakılarak karar hakkında istinaf yoluna başvurulabilecektir. Söz konusu karar 30.01.2025 tarihli 32798 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup 30.10.2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir.
“53. Kanun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden koruması gerekmektedir. 54. Zira hukuki ilişkinin doğduğu, uyuşmazlığa konu olayın veya hukuki durumun gerçekleştiği ya da davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınırlara göre istinafa veya temyize başvurulabilecek bir karara karşı kural nedeniyle özellikle yargılamaların uzun sürdüğü durumlarda hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarlara göre kanun yoluna başvurulması imkânı ortadan kalkabilecektir. 55. Kanun yoluna başvuru açısından kural gereğince parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamı davanın taraflarına yüklenmektedir. Bu yönüyle kural kapsamında tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kişilere aşırı bir külfet yüklediği anlaşılan kuralla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 56. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.” (Anayasa Mahkemesi 2023/182 Esas 2024/203 Karar sayılı 04.12.2024 tarihli kararı)




